Son bir iki yıl içinde ortaya birdenbire bir gazete çıktı ve bazen AKP liderleri bazen de PKK destekçilerine paralel bir şekilde Türk Ulusunun birlik ve bütünlüğüne, Atatürkçü düşünce sistemine ve bu düşüncenin as elemanı kabul edilen Türk Ordusuna...
 
anormal denecek seviyede «pervasız» saldırılar yapmaya başladı. Gelişmelerden anladığımız kadarı ile bu gazeteyi finanse eden kaynaklar ve hitap ettiği kitle, normal bir yayın organının yapması gerekli ana görev olan kamuyu değişik konularda bilgilendirme anlayışı yerine belirli grupların, belirli amaçlarına hizmet eden provokatif bir yayın kampanyası yürütmesini istiyorlar. Bu yayın organının, geçen aylar, yıllar içinde kendisinden istenen görevi mükemmelen yerine getirdiklerini söyleyebiliriz. Yapılan yayınlarda bu gazete ve destekçileri yayınladıkları sansasyonal haberlerle Türk toplumunun menfaatlerini, Demokrasinin daha gelişmesini veya halkın haber alma özgürlüğüne saygılı olarak yapılan haksızlıkları ortaya koyduklarını söylüyorlarsa da bu konuda kimseyi inandırabildiklerini sanmıyoruz.

Geçmiş yayınları kontrol edilirse yayınlarının hep tek yanlı, başta Türk Ordusu olmak üzere belirli hedeflere yönelik, hükümet, polis veya Yargı kurumlarındaki belirli ideolojilere bağlı elemanlar tarafından desteklenmiş yayınlar olduğu görülecektir. Bu konularda tecrübeli olan biri, yapılan bütün provakatif yayınların, basın-yayın yasalarındaki boşluklardan yararlanarak, ciddi bir araştırmaya dahi lüzum görmeden yayına konduğunu, bu gruba göbek bağı ile bağlı basın yayın organlarının acele ile devreye sokulup beceriksiz bir propaganda kampanyasının yönetildiğini fark edecektir.

Ermeni meselesini incelerken Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna doğru ABD'nin büyük şehirlerinde yardım kampanyaları başlatılınca, Newyork'ta bir Ermeni Haber alma Bürosunun kurulduğunu ve bu masada oturan bir Ermeni'nin her gün kafadan uydurma soykırım hikâyeleri uydurarak bunu basın yayın organlarına gönderdiğini tespit ettim. Taraftar gazetelerde hemen yayına sokulan bu trajik masallar sonucu merhamet duyguları coşan ABD halkından çok büyük yardımlar toplanmıştı. Herkes olayların doğrumu? Yanlış mı? Olduğuna bakmadan etki altında kalabiliyor ve acıyan ruhunu serinletmek için Ermenilere yardım kampanyasına katılıyormuş. Bize göre Taraf'ın yayınlarını hazırlayan kişi ve kurumlar sanki aynen bu Ermeni Yardım Bürosunu örnek almış gibiler. Devamlı saldırı, uydurma senaryolar ve devamlı itham. Buna karşılık İktidar Partisi elemanlarının bu saldırıları destekler mahiyetteki beyanları ve sessizlikleri Çağdaş Yaşam, Atatürk İlke ve İnkılâpları ve özellikle Laiklik, Ulusal birlik ve beraberlik konularında başlattıkları Politik- Psikolojik Savaşta bu yayın organını bir silah gibi kullanılıyor izlenimi veriyor.

Ancak bu Taraf olayında gazeteyi çıkaran, finanse edenler kadar destek verenler de kendi ulusal çıkarlarına büyük kötülük yaptıklarının farkındalar mı acaba. Taraf yayıncıları olarak öne çıkan Altan Ailesinin bir ferdi ile Newyork'tan apar topar getirilen Milliyet muhabiri Yasemin Çongarı biliyoruz da asıl Ağalar kimler bunları da bilmek isterdik.

Notlarımızı karıştırınca «Tarafın finans kaynağı kim?» sorusunun daha önce de bazı yazarlar tarafından sorulduğunu gördük. Mesela 17 Temmuz 2008 tarihli Vatan gazetesinde Fatih Altaylı bu sorunun cevabını şu sözlerle açıklıyor:

«Taraf'ın parası nereden?»

Önce ben sordum, «Taraf'ın finansman kaynağı kim?» diye. Sonra Genelkurmay Başkanı (Orgeneral Yaşar Büyükanıt) aynı soruyu tekrarladı. Yanıt yerine hassas kalplerin yazarı Ahmet Altan'dan küfür geldi. Soruyu tekrarladım, basit bir yanıt istiyorum diye. Musluk sesi geldi, «Tısss» diye.

Madem o yanıt vermiyor, yanıtın en azından bir bölümünü ben vereyim.

Taraf isimli mevkutenin masraflarının büyük bölümü Çalık Grubu, daha doğrusu Vakıfbank ve Halkbank tarafından finanse edilen Turkuvaz Medya tarafından karşılanıyor.

Yani sizin, benim, devletin parasından. Taraf gazetesi, Çalık'a ait Sabah gazetesinin matbaalarında basılıyor. Kâğıdı, mürekkebi bu grup tarafından karşılanıyor. Dağıtımı yine aynı grup tarafından yapılıyor. Taraf Gazetesi, bütün bu işler için Çalık Grubu'na daha beş kuruş ödemedi. Masrafları Çalık Grubu yapıyor, karşılığında Taraf'tan 1 yıl vadeli çek alıyor. Taraf'ın günde 150 bin gazete bastırdığı raporlarda görünüyor.

Bu gazetelerin tanesi 30 kuruşa mal olsa, günde 45 bin lira kâğıt ve baskı parası var.

Buna yazı işleri harcamaları dâhil değil. Sadece bu maliyet ayda 1,5 milyon YTL.

Dağıtım maliyetini de ekleyince bu rakam hemen hemen 2 milyon YTL. Yılda 24 milyon YTL. Taraf bu harcamalar için «Çek» veriyor. Teneşir vade ( yani mezarda ödemecesine, daha açıkçası hiçbir zaman ödenmesi beklenmeyen bir senet). Bu durum TMSF yönetiminden beri sürüyor.

Çalık Grubu Sabah'ı devraldığı zaman Medya Grup Başkanı Serhat Albayrak'a bu durum bir rapor halinde sunuluyor. Zaten mali sıkıntıda olan gruba bunun da büyük bir yük getirdiği söyleniyor. Taraf'ın finans kaynaklarından biri budur.

Yaptığı hizmete oranla bence düşük bir maliyet.»

Bu yayın organının yurt dışından nasıl finanse edildiğini bir dostumdan aldığım aşağıdaki mail şu şekilde bir açıklık getirmektedir:

«Taraf Gazetesi'nin para aldığı ABD'deki kurumun adı: NED. Yani National Endowent for Democracy.Bu kurum Odatv.com takipçilerine yabancı değil. «renkli devrimlere» sahne olan tüm ülkelerde bu kurumun adını görüyoruz. (Bknz: Odatv arşivi)Peki National Endowment for Democracy isimli Washington'daki bu «renkli devrimler» mucidi/sponsoru Taraf Gazetesi'ne nasıl maddi yardımda bulunuyor biliyor musunuz;"muhabir yetiştirme desteği!»

Geçtiğimiz günlerde NED'ye giden bir Türk sivil toplum kuruluşu yetkilisi Türkiye ile medya işbirliği yapıp yapmadıklarını sorduğunda «Evet Taraf gazetesini destekliyoruz. Muhabir yetiştirme programlarına yardım yapıyoruz» yanıtını aldı.

İnsan düşünmeden edemiyor: Sadece kendisine verilen belgeleri (çoğu da yalan yanlış) yayınlayan Taraf Gazetesi muhabirlerini nasıl yetiştiriyor acaba? Neyse.

Taraf Gazetesi, «renkli devrimlerin» sponsorundan para almayı nasıl açıklayacak acaba? (http://odatv.com/ odatv.com1 Temmuz 2009)

İnşallah bir gün Taraf Yayıncıları verdiğimiz bilgilerin ve yaptığımız yorumların yanlış olduğunu, yayınlarının belirli kurumları yıpratma amacıyla değil de Türk Kamuoyunun bilgilendirilmesine yardım amacıyla yapıldığını, ne dış güçler, ne PKK ve ne de Radikal Dinci kişi ve kurumlardan hiç bir destek almadığını açıklama cesareti gösterir de, biz de bu yayın organı konusundaki olumsuz düşüncelerden kurtuluruz. Ama nerede o erdemli insanlar?

Yine ayni konuda okurlarımızdan biri « Taraf Gazetesi hangi internet sunucusundan yayın yapıyor?» sorusunu soruyor ve yaptığı araştırmalar sonucunda cevabı özet olarak şöyle açıklıyor:

«Taraf gazetesinin yayın yaptığı internet sitesinin sinyallerini takip ettiğimizde karşımıza Pusula Bilgi İşlem Ltd Şti çıkıyor.Yani Taraf internet hizmetini NEVBAHAR MAH.SUPHİ PAŞA SOK.NO.17 HASEKİ adresindeki Pusula firmasından alıyor.Adresleri güya http://www.pusulabi lgiislem. com/ girmeye çalışın bakalım, girebiliyor musunuz? Hayır mı? Internet hizmeti satan bir firmanın internet sayfasının olmaması çok da normal bir durum gibi görünmüyor.

Peki Pusula firması interneti nereden alıyor

Sıkı duruyoruz Teksas'tan....Yani cemaatin cennet mekanından....ThePlanet.com'dan

Peki ThePlanet.com daha başka kimleri ağırlıyor serverlarında?

Allahın çok ilginç bir lütfu olarak FGulen.com ve FGulen.net adlı cemaat sitelerimiz de burada Taraf ile birlikte yayın yapıyorlar.»

Ne hoş bir tesadüf, ne ilginç rastlantılar değil mi ? Resmi organların neden Taraf Gazetesinin yayınlarına o kadar büyük destek verdiklerini şimdi anladınız mı?

 

Dr. M. Galip BAYSAN -HEDDAM-

Etiketler : PKK,Türkiye,Taraf,Bölücüler

«Kuvvet ordudur! Düşmanlar milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler, kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz etmeye başladılar. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek ve aşağılamak lazımdır. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.»


Bu sözler MUSTAFA Kemal Atatürk'ün...

«Sayın Başkan, mahkemenizin yargılama şekli TSK'ya hayasızca saldıranlara cesaret vermektedir. ... Unutmayalım; ordu milletin namusudur. Biz, önce şeref-sonra hayat anlayışıyla yetiştirildik. Er veya geç aklandığımızda, savcılar kendilerine Mustafa Kemal'in sözünde yer beğensinler!

«Ben tanık olmak istemediğim için tutuklanıyorum; ama vatan hainleri, biz şerefli Türk subaylarını karalamak için savcıların teşvikiyle tanık olabiliyorlar. Ben ifade vereceğim yeri, Türk milletinin şerefli kürsüsü olarak görüyorum. Onlar ise, garez ve intikamlarına tatmin kürsüsü... Ama ben terörist onlar demokratik gerilla...

«Benim evime rejimin teminatı polis, bir orduyla, kapıyı kırarız tehdidiyle giriyor, sahte evrak tanzim ediliyor. Tutuklandıktan sonra ailem sürekli rahatsız ediliyor. Babamın işyeri gasp ediliyor. Diğer taraftan bebek katillerinin ayaklarına savcılar gidiyor, bir kırmızı halı serilmediği kalıyor. Neden? Çünkü ben terörist, onlar barış elçisi...

«Türk milleti adına karar verdiğini söyleyen yüce heyet, acaba, Türk milletinin, teröristi subayına yeğlediğini mi düşünüyor? Türk yargısı, teröristi aklama, subayı aşağılama kurumu mudur?

«Bakınız, devrem Eren Teğmen dağda terörist kovalarken terör örgütü üyesi olmak şüphesiyle 6 ay tutuklu kalmıştır. Müteakiben tutuksuz yargılanmak üzere görev yeri Yüksekova'ya dönmüştür. Eren Teğmen, Atilla Albayımın savunmasında bahsettiği gibi Savcı Zekeriya Öz'ün «Şırnak'tan paketledim de getirttim» dediği teğmen ...»


Bu sözler de Silivri Nemrut Zekeriya Paşa Divanının 2'inci iddianame sanığı Mehmet Ali Çelebi'nin 24 Kasım 2009 günü mahkemede dile getirdikleri. Mehmet Ali Çelebi askeri liseyi birincilikle, Harp Akademisi'ni de dördüncülükle bitirmiş. Kara Kuvvetleri Komutanlığı'nda Kara Pilot Teğmen. 24 yaşında.15 aydır tutuklu.

14 yaşında girdiği askeri lisenin diplomasını Org. Hurşit Tolon'dan aldığını belirten Teğmen Çelebi, «Kendisinden almam benim için şereftir. Gurur ve onur duyuyorum» demiş ve eklemiş: «Yalnız bu husus savcılarımızın gözünden kaçmıştır. Hukuksuzca ek klasör göndermeye devam edeceklerse askeri lise diploma töreni CD'sini kendilerine verebilirim. Ne de olsa hazır bir örgütsel irtibat!..»


Mustafa Balbay en çok ne için sıkıştırılıyor: «Genç subaylar rahatsız...» haberi için...

E, genç subaylar «rahat» mı?.. Rahat olunur mu bu manzara karşısında?!?!..

Neresine yanarsınız, hangisine yanarsınız!.. Neye hayıflanırsınız!..

Mustafa Kemal'in sözlerine, tutuklu subayların durumuna bakıp, «bu nasıl uzak görüşlülüktür ki, 90 yıl sonrasını birebir, aynen görmüş» diye mi... «Pes!.. Tarih bu kadar mı tekerrür edermiş...» diye mi...

Yargının düştüğü zavallı konuma mı...

Dağda terörist kovalarken 6 ay süreyle tutuklanıp, sonra yine aynı Yüksekova'ya terörist kovalamaya gönderilen Eren Teğmen'e mi yanarsınız...

Yoksa onu «paketleyip» getirtmekle övünen onursuza mı, onun sözüm ona iddianamesinde olmayan hususları bile iddia diye yaratıp çarşaf çarşaf yayınlayan, ama bu savunmaların tek satırını bile vermeyen alçaklara mı küfredersiniz...

Ya da Mustafa Kemal Atatürk'ün ordudaki halefi iken Dolmabahçe pazarlıklarına girişip, bir milyarlık arabaya fit olan dört yıldızlılara mı acırsınız...


Genç subayların rahatsız olduğunu söyleyen, Atatürk'ün ordudaki bir başka halefi: Hilmi Özkök... Kime söylemiş: Başbakana... Balbay'ın yaptığı sadece bunu yazmak!...

Hilmi Özkök'e de acıyabilirsiniz.


5 bin 800 sayfalık Nemrut Zekeriya iddianamesinin beş bin sekiz yüzünü de satır satır okuyup kendi dilinde rapor yazan, elin İngiliz'i Gareth Jenkins bile görmüş vaziyeti:

«Tayip Erdoğan ... bu öğrenci katsayısı meselesinde Danıştay'ın yürütmeyi durdurma kararını ideolojik olarak niteledi. Ama Ergenekon söz konusu olunca «adalete güvenmemiz lazım» diyor. Burada çifte standart var» diyor.

Jenkins bile Nemrut Zekeriya iddianamesini çok iyi kavramış. Diyor ki:

«Gerçekten böyle bir çete var mı? Hiçbir zaman anlaşılamayacak. Suçsuzlar içeride kalacak, suçlular serbestçe ortalıkta dolaşacak. İşin bu tehlikesi var. Zaten herkes de bundan şikayet ediyor. Bakın, bu dava er veya geç düşecek. Düşmezse AİHM'den dönecek. Bu yüzde yüz kesindir. Kimsenin şüphesi olmasın. Zaten iddianame şaka gibi. Beş yaşında bir çocuk bile bunu ciddiye almaz..»

Ve Jenkins «Taraf» ı da gayet iyi çözümlemiş:

«Yöneticisi eski solcu. İntikam almaya çalışıyor. Yarın TSK kansere çare buldu diyelim. Taraf, hemen şiddetle karşı çıkar. Taraf yönetiminde TSK'ya karşı ciddi bir nefret duygusu var. Doğru olup olmadığına bakmadan ellerine ne gelirse yayımlıyorlar. Zaten umurlarında da değil. Yeter ki askere karşı olsun... Vur askere...» (Cumhuriyet, s. 12, Leyla Tavşanoğlu ile söyleşi, 6 Kasım 2009)

Jenkins'in Ahmet Altan'daki ordu nefreti, intikam tespiti doğru. Ama bir yabancı için ne kadar uzun görünürse görünsün, nihayet yirmi yıldır Türkiye'de yaşıyor. Yani 1989 öncesini; Altangillerin geçmiş darbelerde kıllarına dahi dokunulmadığını, dolayısıyla Ordu'ya bu kadar kin beslemeleri için, intikam almak isteyecek kadar nefret etmeleri için hiçbir özel nedenleri olmadığını bilmeyebilir.

Bu önemli de değil. Ama şu önemli. Atatürk'ün 90 yıl önce, bir yabancı olarak Jenkins'in bugün gördüğünü, Atatürk'ün bugünkü halefi İlker Başbuğ göremiyor mu da ikide bir, tıpkı başbakanı gibi, yargı da yargı diye geveleyip duruyor?!!..

Hitler Almanya'sında bile insanlar kendilerini «Berlin'de yargıçlar var» diye avutuyormuş. «Ankara'da (veya İstanbul'da) yargıçlar var» mı?!..

Ne yargısı, hangi yargı!!!?..

Ne demiş Nemrut Zekeriya, Yüksekova'da terörist kovalarken tutuklattığı, altı ay sonra da tutuksuz yargılanmak üzere yine Yüksekova'ya dönen Eren Teğmen için: «Şemdinli'den paketleyip getirttim.»

Yargı bu... Jenkins'in söyledikleri çok doğru; bu dava er veya geç düşer, AİHM'den döner. Ama birincisi, Atatürk'ün giriş paragrafı yaptığımız sözleri de bir kere daha gerçekleşmiş olur: «Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek ve aşağılamak lazımdır. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.»

Ayrıca, masum olduklarını Jenkins'in bile görüp bildiği onca insan aylarca, yıllarca yattıklarıyla kalır. İşi, yuvası dağılır.

Dahası... Memleketi PKK bölemedi, bölemez. Ama böyle böyle bal gibi bölünür, bölünüyor.

Ahmet Altan yaratığının alınacak hiçbir şahsi intikamı yok. Kılına dokunulmadığı gibi, bir saniye dahi nezaret yüzü bile görmedi. Değil aylarca tutuklu kalmak... Hele hele değil işkence görmek...

Ama o teğmenlerin, o yüzbaşıların, o binbaşıların, albayların, Balbayların, Haberalların, diğerlerinin ve onların çocuklarının, torunlarının ve ezcümle, Silivri Nemrut Zekeriya Divanı konusunda bırakınız başka örneği, İngiliz Gareth Jenkins gibi düşünen bu ülke insanlarının, bütün bu olup bitenleri düğün dernek saymayacakları çok açık.

ÇÜNKÜ:

Ne diyor yabancı sözüm ona demokrat, ülkesinde demokrat dışarıda emperyalist yabancı ve onun içerideki alçak işbirlikçisi: Atanmış seçilmişe, asker sivile tabidir.

En «can alıcı» noktada bu. Atanmış seçilmişe tabidir ne demek: Atanmış (mesela müfettiş, mesela savcı, mesela yargıç...), seçilmiş ne derse onu yapacak; seçilmişin hırsızlığını görmeyecek, görse bile alkışlayacak... Sivil «öl!!!..» deyince Asker ölecek. Başka hiçbir şeye karışmayacak, ağzını hiç açmayacak... Afganistan'a git, Lübnan'a git, Kosova'ya git, Somali'ye git, nihayet Cudi'ye git demek, «git öl» demek. Zaten bizim en iyi ihraç malımız da askerimizmiş ya..

Yani sivil siyasetçi, savcıya hakime

«Zahit Akman'a, Deniz Fenerine dokunma, İsmailağa cemaatine dokunma, Abdullah Gül'e dokunma; sen sadece Ergenekonla, askerlerle, subaylarla, Dursun Albayla, Mehmet Ali Teğmenle, Eren Teğmenle, Ordu'yla uğraş. Yoksa yakarım...»

diyeceksin. Sonra aynı subaylara «asker sivile, atanmış seçilmişe tabidir» herzesiyle «git, benim istediğim yerde öl» diyeceksin.

Sen hem laik cumhuriyeti İslam Cumhuriyetine dönüştürmeye, yani bal gibi darbe yapmaya kalkacaksın; hem bu nedenle hakkında dava açan savcıya, davaya bakan yüksek mahkemeye, arkana dünyanın bütün Hıristiyanlarını alıp «yargı darbesi... beni kapatamazsın» diye dayılanacaksın; hem de Balbay, Özkök'ün Führerine söylediğini, yani genç subayların rahatsız olduğunu yazınca «vaaay, bana darbe haaa...» diye, Özkök'ü değil ama hem Balbay'ı hem genç subayları zindana atacaksın.

Hem «öl» diyeceksin, hem Cumhuriyetle birlikte tasfiye edeceksin, hem ortada fol yumurta yokken, dağdan paketleyip tutuklayacak, hem de asker konuşmaz, sus bakim diyeceksin.

Ölmesi istenen adam, niye öleceğini sorar Führer Paşa!!!... Ölmesi emredilen adam, bunun gerekçesine inanmak ister Führer Sultan!!!... Can onun!.. Seninse can derdin yok!.. Hırsızlık meselesinde de dokunulmazlığın var. Bekara karı boşamak kolay!..

* * *

İlker Bey,

Bunun adı hukuka saygı değildir. Çünkü bu, hukuk değildir. Dolayısıyla zatıaliniz de bu bölünmeden, bu kamplaşmadan, bu öfke birikiminden, kendini ülkenin tapu sahibi sanan Führer Gürcü Recep kadar, Nemrut Zekeriya kadar sorumlu olacaksınız korkarım.

Çünkü sadece Soros nam gavur değil Führer Sultan da, Nemrut Zekeriya da askeri sadece ölüme mahkum ihraç malı olarak görüyor. Zatıaliniz de, serbest bırakılınca yine Dağ'a hain kovalamaya gönderdiğiniz teğmenin, terörist kovalarken «darbeci... terörist» diye tutuklanmasına güya hukuka saygı adına onay veriyorsunuz.


Bari SUSUN!!!...


Çünkü, açık anlamını Atatürk'ün yazının başındaki sözlerinde bulan, dolayısıyla hukuktan başka her şey olan bu davada hiç kimse, hiç kimsenin vicdanını «hukuk» yavesiyle kandıramaz!..

Çünkü sadece Eren Teğmen, Mehmet Ali Teğmen, Haberal Hoca, Balbay dostum mağdur olmakla ve bu yüzden isyan etmekle kalmıyor; ben de isyan ediyorum; çünkü mantığım, aklım ve vicdanım isyan ediyor.

Anneannem yaşayıp bunları görse, bu isyanı yaratanların tamamına «Ömrünün geri kalanında vicdanın seni bir saniye dahi uyutmasın» anlamında şöyle beddua ederdi:

«Gözünüzü kırpamayasınız emi!..»

 

Ya da yaşasaydı Mustafa Abim (Ekmekçi)... O da iki kelimeyle bitirirdi işi:

 

«ZULMÜNÜZ ARTSIN!!!...»

Ali TARTANOĞLU -Heddam-

Etiketler : türkiye,Tayyip

Kalıntı Parlamento (Rump Parliament) adıyla anılan, birbirleriyle klik çatışmaları ile vakit geçirip hiçbir siyasi karar alamıyan, hatta yeni parlamento üyelerini seçimi konusunda da bile bocalayan bu Parlemento'yu 20 Nisan,1653de General Oliver Cromwell 40 tüfekli asker getirerek bir söylev verdikten sonra feshetmiştir.

 

Bu söylevin sözleri şunlardır:

 

Acele Edin ve Defolup Gidin......

'Oturumunuzu sonlandırmaya geldim.

Meclisi yaptığınız her icraat ile kirletmenize ve şerefsizleştirmenize artık kalıcı bir son vermeye geldim.

Siz ki fitneci, fesatçı, meclis üyeleri, siz ki iyi bir hükümet olmak dışındaki her şey!!

Kiralık sefil yaratıklar, zavallılar, ülkenizi en küçük şahsi çıkar adına satılığa çıkaranlar, birkaç kuruş için Tanrı'ya ihanet edenler, içinizde bir parça da olsun erdem kalmadı mı?

Bir parça vicdan da mı yok?

Atım kadar bile dindar değilsiniz!

Altın sizin yeni Tanrınız olmuş!

Satılığa çıkarmadığınız bir değer de kalmadı..

Ulusunuz adına iyi bir şey düşünemez misiniz?

Sizi çıkarcı sürüsü, bulunduğunuz bu kutsal meclisi, o varlığınızla kirletiyorsunuz!

Tanrının kutsadığı bu meclisi, ahlak yoksunu davranışlarınızla hırsızların ini haline çevirdiniz! Halkın size verdiği yetkiyi kötüye kullandınız..

Siz ki, halkın umutsuz dertlerine çare olmalıydınız.

Kendiniz halka en büyük dert kaynağı oldunuz!

Ama ülkeniz beni asırlardan beri temizlenmemiş bu ahırı temizlemeye çağırdı!

Ve bu gücü de bana Tanrı verdi.

Bu şeytan ocağını yönetmeye geldim.

Vay halinize! Şimdi derhal defolun!!!

Acele edin rüşvetin köleleri! Acele edin, gidin!

Süslü saltanat eşyalarınızı alın ve defolup gidin!..

 

Bu günün Türkiye'sine ne kadar benziyor değil mi?

 

Galip TÜRKDOĞAN

Etiketler : Vatansever,Galip TÜRKDOĞAN

Arıtman: "Türk milleti adına Cumhuriyet Savcılarını göreve davet ediyorum"
CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Ahmet Türk'ün, bölücübaşı Öcalan'ın isteği doğrultusunda milletvekillerinin istifadan vazgeçtiğini söylediğini hatırlatarak, "DTP, BTP gibi sözde parti isimleri tamamen göstermelik olup, Meclis'te grubu olan 4. partinin PKK olduğu açıkça ortadadır" dedi.

CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Ahmet Türk'ün, bölücübaşı Öcalan'ın isteği doğrultusunda milletvekillerinin istifadan vazgeçtiğini söylediğini hatırlatarak, "DTP, BTP gibi sözde parti isimleri tamamen göstermelik olup, Meclis'te grubu olan 4. partinin PKK olduğu açıkça ortadadır" dedi.

CHP İzmir Milletvekili Arıtman, yaptığı yazılı açıklamada kapatılan DTP'nin eski Genel Başkanı Ahmet Türk'ün dünkü basın açıklamasında 40 bin kişinin katili olan terörist başına 'sayın' diyerek suçu ve suçluyu övme suçu işlediğini, onun istemi doğrultusunda istifadan vazgeçtiklerini ve BDP isimli sözde parti kimliğiyle tekrar Meclis'e döneceklerini açıkladığını hatırlatarak, "Bu açıklamayla PKK'nın Mecliste olduğu bir kez daha tescil edilmiştir.

DTP, BDP gibi sözde parti isimleri tamamen göstermelik olup, Meclis'te grubu olan 4. partinin PKK olduğu açıkça ortadadır. Bu ekipte yer alanların da aslında milletin vekili olmayıp PKK sözcüsü oldukları artık net bir şekilde söylenmelidir" ifadelerini kullandı.

Gazi Meclis'te terör örgütünün bulunmasının çok acı olduğunu ifade eden Arıtman, bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'nin ve onun Meclisinin kurulması için kanlarını, canlarını vermiş binlerce insanın ruhu taciz olduğunu bildirdi. Ülkesinin bağımsızlığı ve bütünlüğü için evlatlarını şehit vermiş binlerce insanın da içinde yer aldığı Türk milletinin sözde Milletvekili adındaki PKK sözcülerinin maaşını ödemek zorunda olduğunu kaydeden Arıtman, bu durumun Türk milletinin içine sinmediğini belirtti.

Ağzından barış-demokrasi sözcüklerini düşürmeyen İstanbul Milletvekili Ufuk Uras'ın da PKK'nın Mecliste grup kurmasına cansiperane katkı vereceğini söylemesiyle ne olduğunun ortaya çıktığını ifade eden Arıtman şunları kaydetti:

"Bunların barış ve demokrasi sözcüklerini kullanmaya hiçbir şekilde hakları yoktur. 40 bin kişinin katili terörist başına 'liderimiz' diyen, onun hazırladığı listelerle milletvekili seçilip Meclise giren, PKK'nın terör örgütü olduğunu bir kez bile söylemeyen, PKK sözcülüğü yapan bu milletvekillerinin hepsi PKK terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirebilmek için Meclistedirler. Meclis'te bulundukları süre içerisinde temsilcisi olduklarını iddia ettikleri Kürtlerin temel insan hakkı ve sorunlarıyla hiç meşgul olmayıp, tamamen ırkçı ayrımcılığı ve bölünmeyi hedefleyen bir siyaset gütmüşlerdir. En azından kendi adıma ben bundan sonra Parlamento kürsüsünden adları ne olursa olsun bunlara sadece PKK diyeceğim. Çünkü bu söz milletin sözüdür.

Tüm bu gerçekleri göre göre, PKK silahlarını Türkiye Cumhuriyeti devletine teslim etmeden, 'biz terörden vazgeçtik' dememişken, PKK'nın Mecliste olmasını canhıraş feryatlarla isteyen sözde aydın-entel-dantel, yazar-çizer takımı neye ve kime hizmet etmektedirler? Bu
hizmetlerinin karşılığı kaç paradır. Söylesinler de biz Türk milleti olarak aramızda para toplayıp bunlara verelim ki bu ülkeye ihanetten vazgeçsinler."

Arıtman, Türk milleti adına Cumhuriyet Savcılarını göreve davet ettiğini de belirtti.

Etiketler : PKK,Terör,DTP,Arıtman

Son günlerde Cemaatin kendi medya organlarında (Bugün, Samanyolu) çıkan açıklamalarda Fethullah Gülen şu sözleri söylüyor:
"Ayrıca, eskiden tehlike daha çok dışarıdan geliyordu; Birinci Cihan Harbi'nde, Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi düşman belliydi ve düşmanlık da açıktan açığa cereyan ediyordu. Mesela, İstanbul'u işgal ettikten sonra Şam'da Selahaddin'in mezarının tekmelendiği haberini de alan İngiliz General "Ey Selahaddin, Haçlı Seferleri daha yeni bitti!" demek suretiyle şecaat arzederken sirkatini söylüyor; Osmanlı'nın mağlubiyetini İslam'ın sonu, haçın zaferi olarak ilan ediyordu. Dolayısıyla, o günlerde bu millete kastedenler belliydi, âşikardı. Fakat, bir dönemden sonra saldırılar içeriden gelmeye başladı. Nur Müellifi'nin yaklaşımıyla, "eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz.. çünkü düşmanı sezemez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder." Evet, artık, "Türk Milleti" diyen, "vatan, ülke, ülkü, bayrak" sözlerini dilinden hiç düşürmeyen ve hatta "din, iman, Kur'an" fedaisiymiş gibi arz-ı endâm eden bir sürü eli kanlı insan bozması var meydanlarda. Bunlar "millî ruh" diye diye milletin önüne kuyular kazıyorlar, "ruh kökü"nden bahsederken milletin kökünü kesiyorlar ve toplumu ruhsuzlaştırarak, kalbsizleştirerek kimseye sezdirmeden en sinsi planlarını uygulayabiliyorlar."
Allah Allah şu sözlerdeki hiddete ve öfkeye bak, Gülen efendi (!) ülke sevdalılarına karşı bütün kin ve nefretini dökmüş. Aklınca "Türk Milleti", "vatan, ülke, ülkü, bayrak" gibi kutsal değerleri dilinden düşürmeyen ve savunan ülkücülere saldırıyor.
Bu sözleri duyunca insan bu düşünüyor bu sözleri kim söylemiş:
1- Camilerde, kendi sohbet ortamlarında insanların dini duygularını istismar ederek, sürekli ağlayarak -sızlayarak etrafına taraftar toplayan ve bu taraftar topluluğundan elde ettiği paralarla şu an dünyanın sayılı zenginleri arasında yer alan bir şahıs
2- Yıllardan beri Amerika'da CIA koruması altında yaşayan bir şahıs,
3- Amerika'daki evinde Amerikan bayrağı dalgalandıran bir şahıs,
4- Türkiye'ye dönmesinde herhangi bir hukuki engel olmamasına rağmen Amerika'da yaşamayı tercih eden bir şahıs
5- Kendisini koruyan Amerika, Irak'ta ve dünyanın birçok bölgesinde Müslüman kanı dökerken Amerika'ya karşı bir yorum yapmayan bir şahıs
6- Amerika'nın "ılımlı İslam" yaratma projesine hizmet etmek amacıyla "dinlerarası diyalog" safsatası ile Papa ile sarmaş dolaş görüşen bir şahıs,
7- Üniversite çağındaki çocukları ailelerinin maddi imkânsızlıklarından faydalanarak neredeyse bir beyin yıkama operasyonu ile kendisine bağlayan bir şahıs,
Yukarıdaki maddeleri daha arttırmak mümkün. Ancak, zaten Fethullah Gülen'in ne olduğunu kendi cemaatine kattığı mensupları dışında bilmeyen kalmadı.
Hoca hoca haddini bil, haddine göre konuş.
Sen kim oluyorsun da Türk Milliyetçileri'ni ağzına alabiliyorsun, sen kim oluyorsun da vatan sevdalılarını ağzına sakız yapabiliyorsun.
Sen hiç Peygamber Efendimizin "vatan sevgisi imandandır" hadisini duymadın mı?
Ağlayarak verdiğin vaazlarda cemaatinden biri çıkıp sana öğretmedi mi bu Hadis-i Şerifi?
Gerçi senin bunları öğrenemeyecek kadar kapasitesiz olduğunu sanmıyorum, biliyorsundur mutlaka. Zaten o kadar kapasitesiz biri olsan Amerika hala seni yanında tutar mıydı?
Yoksa seni koruyan- besleyen Amerika sana bu tip dini bilgilerin üstünü ört, unuttur mu diyor ki sen bunları görmüyorsun?
Senin gibi okyanus ötesinin projelerini uygulamaya çalışan AKP'nin, PKK'lıları baş tacı ettiği "PKK açılımına" destek vereceğim diye Türk milliyetçilerine, vatan sevdalılarına laf atmak senin haddin değildir.
Sen ve senin emrindeki bütün medya organları ne kadar çabalarsa çabalasın, ne kadar kamuoyu oluşturmaya çalışırsa çalışsın, bu ülkenin vatan sevdalılarını, ülkücülerini susturamayacaksınız, yıldıramayacaksınız.
Siz ne derseniz deyin, ülkücüler bu ülkeyi savunmaya devam edecektir. Siz ne derseniz deyin, ülkücüler size ve sizi yönlendiren odakların hain emellerine izin vermeyecektir.
Siz ne derseniz deyin, bu vatan var oldukça Ülkücüler var olacak, Ülkücüler var oldukça da bu vatan var olacaktır.
Ama, siz konuşun ki, ülkücüler de sizin bu yüzünüzü daha iyi görsün.
Siz konuşmaya devam edin ki, vatan sevdalıları sizin bu "Türk'e ve Türk milliyetçilerine düşman" yüzünüzü daha iyi görsün.
Ama şunu unutmayın:
Keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner...

ETİKHABER

Etiketler : PKK,Fethullah Gülen,Cemaat,ABD