21 12 2012

DEDELER ve TORUNLARI !

DEDELER ve TORUNLARI ! |  görsel 1

Bağımsızlık Savaşı… Yunan İzmir’i işgal etmiş, Anadolu kan ağlamaktadır. Kuvvacı çeteciler köylüyü uyandırmak ve düşmana karşı bir milli birlik ve/veya bugünkü söylemiyle “Birleşik Cephe” oluşturmak için dağ, bayır dolaşmaktadır. İşleri oldukça zordur.”Ulus Dağı”nda milli ateşi yakmak ve büyütmek gerekmektedir.

” Parti Pehlivan’ın vatan savunması ve gavura karşı direnmek için yaptığı davete köylülerin verdiği cevap son derece ilginçtir.

“İyi, emme biz bir şey yapamayız, Sümbüller Köyü’nde bir şıhımız var. Ona sorun.”

Parti Pehlivan ve yanındakiler Sümbüller köyüne varırlar. Köylüler meydanda toplanmışlardır. Şıhları da gelir. Saçı sakalı birbirine karışmış, kir pas içinde bir meczup. Giritli Derviş Mehmet!…

Parti Pehlivan “Yunan gavuru İzmir’i, Menemen’i vurdu, buraya da ha geldi, ha gelecekler…EZAN sustu. ÇAN sesleri ayyuka çıktı. mala, ırza, cana tecavüz ediyorlar. Gelin, gavura karşı duralım.”

Derviş Mehmet, kendini bir şey zanneden, adam sayanların edasıyla diklenir ve şu cevabı verir.

“Ben Yunt Dağı’na kadar bu köylerin tarikat Şeyh’yim, bizim tarikatımız kurşun atmayacak…Mehdi gelmeden caiz değildir.”

Derviş Mehmet işbirlikçidir. Onun ve onun gibilerin elindeki silah düşmana kurşun atmaz ve atmayacaktır da.. Dün veya bugün onlar için asla fark etmez. Onlar Türk’ün esaretine de egemenliğin paylaşılmasına da rıza gösterirler. Önemli olan sadece ve sadece kendi çıkarlarıdır.

Bu Olaydan Çok Değil, Tam On Yıl Sonra Derviş Mehmet Gene YUNT DAĞI’nda Çöreklenmiştir…

Köyler aynı..Dağlar aynı.. Meczup aynı…Dün Yunan gavurunun kuyruğuna yapışan Derviş Mehmet, esrarın yok ettiği beyniyle İngilizlerin uşaklığına soyunmuştur. Zamanın emperyal efendisi İngilizler, esrarkeş dervişi ve altı adamını atlarının kuyruğuna bağlamış, Cumhuriyet’e karşı isyana teşvik etmişlerdir. Derviş Mehmet’in kirli elleriyle Türk milletine bir suikast hazırlanmaktadır.

İngiliz efendilerinin yardımı ile kendini “MEHDİ” ilan eden Derviş Mehmet ipsiz, sapsız 107 kişinin katılımıyla bir teşkilat kurmuştur. Nakşibendi Tarikatı müridi Yunan devşirmesi Manisa Mutasarrıfı Hüsnüyadis’in kardeş çocuğu Derviş Mehmet Menemen’e saldıracak ve hakimiyeti ele geçirecektir. Senaryo böyle yazılmış, baş aktörlüğe de bir meczup seçilmiştir.

Giritli Derviş Mehmet ve arkadaşları Manisa’dan hareket ederek önce Paşa Köyü’ne giderler, silahlanarak yola çıkarlar.Menemen’i basmak için en elverişli konum olan Sümbüller ve Bozalan köylerine gelirler.

Sümbüller Köyü…Derviş Mehmet’in ikinci hanımın yaşadığı köydür. 23 Aralık 1930…

1965 yılında ise Manisa merkezde, Hukuk Fakültesi mezunu 1948 doğumlu bir kişi “DERVİŞ MEHMET”in torunu olduğunu söyleyerek övünmektedir. Derviş Mehmet’in torunu olan bu zat-ı muhterem(!), siyaset sahnesinde boy gösterecek, bazen küfrederek, bazen de ağlayarak, Türkiye’nin geleceğine meczup dedesinin Cumhuriyet’le olan kavgasını devam ettirmek çabasındadır.

“Biz Nakşi’yiz,şeriat isterük”
“Menemen’de din elden gitti”
“Ey ahali, gavura(!) karşı ayaklanın.”

Menemen’de minarelerden ezan sesi yükselmektedir. Her kes ibadetini yapmakta, çanların sesi susturulmuş, Haçlı ordusu kovulmuştur.

Olsun, İngiliz efendilerinin beslemeleri Cumhuriyet’e karşı ayaklanmalı, emperyal patronun artıkları ile yemlenmelidirler.

Derviş Mehmet ve hempaları esrarın bulandırdığı kafalarıyla Devlet’e karşı ayaklanmışlar, “DİN” silahını kullanarak halkı kandırmışlardır. Menemen’deki ahali bu çapulculara destek vermiştir. Öyle ya Derviş Mehmet “MEHDİ’dir ve ona kurşun işlemeyecektir.”

Yirmi dört yaşında bir yiğit, gerçek mesleği öğretmenlik olan Asteğmen Hasan Fehmi Kubilay, on kişilik bir asker gücü ile Derviş Mehmet’i durdurmak ister. Askerin silahında gerçek kurşun yoktur. Kuru sıkıdır kurşunları. Kubilay silahsızdır. Ölümü göze almış emperyalizmin uşağı bu gerici, karşı devrimci güruha karşı vatan savunması yapmak azim ve kararındadır.

Kazıklı Voyvada’nın kopyası meczup deli, Kubilay’ı öldürmüş ve başını kör bağ bıçağı ile keserek bir sopanın ucuna takarak dolaştırmıştır. Vatan savunmasında Kubila’ın yanında saf tutan bir bekçi de şehit edilmiştir.

Askerlerin Menemen’e sevki ile isyan bastırılmış ve tüm suçlular idam edilmiştir. Raporlara bu isyan “GERİCİ BİR KIYAM” olarak geçirilmiştir. Rapor zamanın emperyal gücü İngiltere’nin etki ve yardımlarını ne yazık ki “ES” geçmiştir.

Atatürk’ün bu olaylar karşısındaki tepki ve üzüntüsü tek bir cümle ile ifade edilmiştir.”Menemen’i yakın.”

VE ŞİMDİ!…

Son günlerde ihanete kılıf arama ve aklama gibi bir çabanın içinde olanlar sahneye çıkmış ve aslını asla inkar etmeyen bir tavırla, hainleri savunmaya soyunmuştur.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sn. Arınç’ın teröristle kucaklaşan Gülten Kışanak’a hak verircesine konuşması ve “Ben onun yerinde olsaydım dağa çıkardım.” akıllara ziyandır. Derviş Mehmet’in, Yunt Dağı’ndaki hükümranlığı dar ağacında son bulmuştur. Devlet, devletliğini bilirse hiç bir ihanet cezasız kalmayacaktır.

Bunun yanı sıra, Sn. Arınç’ın Öcalan’ın Tapu Kadastro Okulu’nda öğrenci iken “namaz” kıldığını söylemesi ise bir başka garabet örneğidir.

“Çal, hırsızlık yap, rüşvet al, sahte belgelerle Türk ordusunu esarete mahkum et, Deniz Feneri dolandırıcılarını himaye et, Kur’an-ı Kerim’in açık emirlerine rağmen (MAİDE ve BAKARA Sureleri) dini alet ederek Ben-i İsrail Oğulları’yla ve Hristiyanlarla işbirliği yap, vatan topraklarını sat ve sonra ben namaz kılıyorum,Müslüman’ım”de…

Halkı ALLAH’la aldatanlar, Yüce Rab’imin asla aldatılamayacağını bilmek zorundadırlar.

Öcalan’ın bir vakitler namaz kılmasına gelince, o mahlukatın ellerinde kundaktaki bebeden, nenelere, dedelere kadar “HALKIM” dediği insanların kanı vardır. Askerimin, polisimin, öğretmenimin ve daha nicelerinin katili Öcalan’dır.

Öcalan’ı değil ALLAH, “ŞEYTAN” bile af etmez…

Üstelik Öcalan’ın birlikte namaz kıldığı(!) üç kişiden biri, Öcalan’la ilgili pişmanlığını dile getirirken “şecaatını arz eylemiştir.”

” Risale-i Nur talebesi Mustafa Yeşilyurt ağabey, bir gün bizi eve çaya çağırmıştı. Öcalan da gelmek istedi. Keşke “Sen okula git” demeseydim. Eğer o gün bizimle gelseydi, bu gün Öcalan’da Nurcu olacaktı.” Yakup İnce

Her ne kadar PKK ile aynı çizgide olmasalar bile, Said-i Nursi’nin talebeleri, Cumhuriyet’le kavga etmeyi şiar edinen bir güruhtur. Nur Cemaati Cumhuriyet’e, Atatürk’e ve ulus devleti savunması gereken Türk Silahlı Kuvvetlerine düşmandır. Cumhuriyet’in ve halan ayakta kalmak için direnen Atatürk Devrimleri, onların Cumhuriyet’le hesaplaşmalarına engeldir.

Haini aklama, ihaneti meşru kılma çabaları şiddetle karşı gelinmesi gereken, kişisel zaaflardır. Ancak bu düşünce hiç bir zaman “Devlet’in zaaf”ına dönüştürülmemelidir.

Parti Pehlivanlar gene Ulus Dağı’ndadır. Tüm Türkiye artık Ulus Dağı’dır. Ulus Dağı’nda yakılan ateş, hiç söndürülmeden tüm ülkede yakılmaldır.

Şehit Asteğmen Kubilay’ın manevi hatırası önünde saygıyla eğiliyorum ve diyorum ki..

Derviş Mehmet’in torunlarının sahte zaferi geçicidir. Gerçek zafer KUBİLAYLARIN olacaktır.

Kaynak: “İşgal Günlerindeki İşbirlikçiler/A.Nedim Çakmak”

128
0
0
Yorum Yaz