10 11 2012

Büyükanıt Paşa'nın(!) kravat iğnesi ile verdiği mesaj...

“27 Nisan e-muhtıra değildi bizzat Başbakan teyit etti.”   “TSK’nın laiklik hassasiyetini gösteren bir bildiriydi. Bu bizzat Başbakan tarafından yapılan açıklamalarla teyit oldu.”  “Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgisi yoktu.”   “Bozacının şahidi şıracı” yı bundan daha iyi anlatacak başka bir örnek olamaz. Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt Paşa konuşmuş, güya darbeleri gün ışığına çıkaracak, TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu da (kuzu kuzu) dinlemiş.  Komisyon Dolmabahçe’de dolmayı yutmuş. Büyükanıt Paşa’nın anlattıklarını, gerçekleri bilmeyenler yedi, bilenler ise acı acı güldü. “Bu yazdıklarınla yukarıdaki fotoğrafın ne alakası var”  diye soracaksınız. Sabırsızlanmayın!.. Daha önceki yazılarımda da Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı sürecinin perde arkasına biraz değinmiştim. Hadi biraz daha açıklık getirelim.. “e-muhtıranın” öyle  “laiklik hassasiyeti”  ile falan ilgisi yok. Adına ne derseniz deyin. O gün yaşananlar Abdullah Gül’ün Çankaya yoluna döşenen kaldırım taşlarıydı. Tayyip Erdoğan’ın adayı Hilmi Özkök’ün Cumhurbaşkanı olmaması için Abdullah Gül-Yaşar Büyükanıt ikilisinin düzenlediği bir (burasını siz doldurun)........’dı, du. En azından Genelkurmay karargahında çalışan subaylar bilir; Genelkurmay Başkanları asla bir yazıyı kendi başlarına kaleme almazlar. Süreç şöyle işler; İlgili başkan, 2’nci Başkan, Genelkurmay Başkanı. “e-muhtıra” da ekip işiydi. 27 Nisan’da tam bir toplum mühendisliği yapıldı. Büyükanıt Paşa doğru söylemiyor. “e-muhtıra” yı bazıları televizyonlardan öğrenme... Devamı

09 11 2012

BU BİR KAYIP İLANIDIR GENELKURMAY BAŞKANI VE DÖRT KUVVET KOMUTAN

Gören, duyan, bilen var mı? Ordunun emekli Genel Kurmay Başkanı, generaller, albaylar, yarbaylar, binbaşılar, yüzbaşılar, teğmenler, astsubaylar mücadele ettikleri terörist çetelerin içinden seçilmiş en sapık, tecavüzcü, kadın satıcısı, katil yaratıkların gizli tanıklığı ile yargılanıyor. 33 savunmasız Mehmetçiğimizin öldürülmesinden sorumlu Şemdin Sakık denilen PKK’lı cani, kendisini derdest eden komutanların karşısına gizli tanık olarak çıkarılıyor. Gizli tanık denilen sapıklar tek tek açık sanık olarak ortaya çıkıyor. Ordu’nun Amerikan karşıtı askerlerinin karşısına sapıkların, katillerin, yeğenini satanların, tecavüzcülerin çıkartılması CİA ve MOSSAD ve İngiliz İstihbaratlarının Ordu mensupları üzerinde onulmaz ruhsal yıkım yaratıp, direnç ve savaş gücünü kırmak için kurduğu bir tezgahtır. Yargı adı altında sürdürülen bir savaştır. Çünkü bütün savaşlarda esir alınan tarafın aşağılanarak, tecavüzlerle onuru kırılır. Bu durum aşağılık bir savaş yöntemidir. Bu sapıkların karşısına oturtulan askerin iç dünyasında yapacağı yıkım, ruh dünyasında bırakacağı travma, Ordunun ancak yeni bir Kurtuluş Savaşı verip başarılı olması ile tedavi edilebilir. Görüntüde sanık, gerçekte Amerikan Kuvvetleri Tarafından esir alınan askerlerin MOSSAD-CİA bağlantılı sahte hamamların şemasıyla bertaraf edilmesi…. PKK ile en şiddetli çatışmaları gerçekleştirmiş, yakaladığı katilleri sorgulamış askerlerin karşısına tanık diye sapık PKK artıklarının çıkartılması, aslında ordunun (NATO’cular hariç) tamamını psikolojik sorunlu, mensubu olduğu kuruma inancını kaybetmiş, savaşma direnci içeriden kırılmış bir duruma düşürüyor. Cani Şemdin’in Türk... Devamı

05 11 2012

Bye Bye Teyyip… ///Cem YAĞCIOĞLU

Tayyip Erdoğan! Senin işin bitti!.. Üç vakit, beş vakit bilemem; ancak askerleri için dua ettiğin ağababaların ipini çekti. Nereden mi biliyorum? Şuradan ki; medya artık seni takmıyor ; baksana şakır-şakır yazıyorlar şehit haberlerini, yazmalarını boş ver, askeri araçlara asılan paçavraların, leşler taşınırken indirilen Bayrağın görüntülerini yayınlıyorlar. Hatta düne kadar yardakçılıkta sınır tanımayan gazetecilerin, ufak-ufak çark ediyorlar; nereden mi biliyorum, ee sosyal medyada Atatürkçü geçinen nice oluşum var; sayıları yüz binlerle ifade ediliyor, yazıları oralarda yayınlanıyor da oradan biliyorum! Tabi onlara da Allah akıl sağlığı versin, ne diyeyim… Stepnen hazır! Kılıçdaroğlu!.. Böyle söyleyince kızıyorlar bana, kimler? -Oysa ben bunu dört sene önce söyledim- En çok Atatürkçüler(!); çünkü onlar halen daha seçimlerle bu işlerin düzelebileceğini sanıyorlar da ondan! Bahçeli desen, bijon anahtarı görevine devam ediyor, Akp ne zaman yolda kalsa, lastiği patlasa imdada o yetişiyor! Yine kızıyorlar bana. Olsun ne yapalım, doğru bildiğimizi söylemeyelim mi!.. ‘66 aylık çocuğunu okula göndermemek için rapor alan, çocuğuna ihanet eder’’ demişsin, ne güzel demişsin! Sen sahte raporla oğlunu askere göndermemekle çocuğuna ihanet etmedin nasılsa; adamsın(!) Vatana ihanet, diyorlar; akıl var, mantık var, vatan duygun olsa, Türk tarihinin gördüğü en büyük ihanet şebekesinin başında olur muydun? olmazdın! Seni anlamıyorlar, anlasalar ‘sen’ olmazdın zaten!.. 11 Mayıs 1998′de İstanbul’da (Şişli Abide-i Hürriyet Caddesi’nde) saat 11:45 sularında Türk Sanat Müziği sanatçısı Sevim Tanürek’e ça... Devamı

31 10 2012

LEGAL -İLLEGAL - Zahide UÇAR

ERDOĞAN'IN LEGALLERİNİ BİR HATIRLAYALIM: Ankara’nın göbeğinde, PKK çaputları ile polis korumasında Türkiye Cumhuriyeti devletine küfretmek: LEGAL-YASAL Ankara’nın göbeğinde yapılan PKK toplantısında Dağlıca baskınını, yani Mehmet’imin katledilmesini öven Oramar türküsü söylemek: LEGAL-YASAL Tankın önüne PKK çaputu asmalarını seyretmek: LEGAL-YASAL Hukuku ayaklar altına alarak PKK’lıların ayağına yargıyı götürüp göstermelik bir mahkeme kurmak ve PKK’lılar incinmesin diye Türk bayrağını kaldırmak: LEGAL-YASAL Diyarbakır’ın PKK’lı Belediye Başkanınca Erdoğan’a küfretmek, meşe ağacının dalları nerenize battı diye sormak: LEGAL-YASAL PKK’lı Sabahat Tuncel’in polis tokatlaması: LEGAL-YASAL PKK’lı piçlerin her yeri yakıp yıkması: LEGAL-YASAL PKK’lı piçlerin molotof kokteyli atıp her tarafı yakıp yıkması, arabaları ateşe vermesi, otobüs yakıp PKK’lıların kontrolüne terk edildiği anlaşılan yan sokaklara kaçıp kaybolması: LEGAL-YASAL PKK’lı piçlerin Taksim meydanında Atatürk heykeline tırmanarak çaputlarını asması ve polisin müdahale etmeden seyretmesi: LEGAL-YASAL Artvin Hopa’da HES’leri protosto eden halkın darp edilmesi ve emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun biber gazından vefatı: LEGAL-YASAL Polis tekmeleri altında bir genç kadının bebeğini düşürmesi: LEGAL-YASAL İşçilerin biber gazı, cop yemesi… Kış gününde havuzlara atılması: LEGAL-YASAL Taksim’de işçilerin 1 Mayıs işçi bayramını kutlarken polisin ayakları altında ezilmesi, polisin bebeklerin olduğu sağlık kuruluşuna bile biber gazı sıkması: LEGAL-YASAL Parasız eğitim isteyen öğrencilerin terörist damgasıyla hapislerde &... Devamı

29 10 2012

Ar Damarı Çatlamış Millet'in Şah Damarı ile İmtihanı.

Yok bir şekil, giriş veya son kafamda. Terapinize sığınıyorum bu başıboş yazıda. Gereğinden hızlı yaşlanmış bir ruhun huysuzluğu da olabilir bu satırlar; yorgunluktan takılıp düşen bir zihnin kuru gürültüsü de. Ama bir sus Türkiye ve dinle. Önce sen Tayyip Erdoğan. Bir sus ve bu dört gün boyunca kurban edilen onca canın hatırına düşün. Sen ar damarı çatlamış bir milletin başındasın. Sebep değil, sonuçsun. Sen başa geçtiğin için çatlamadı ar damarımız; ar damarımızın çatladığını gördükleri için geçirdiler seni başımıza. Cuk oturdun. Kalkmak bilmiyorsun. Ama hakkını yememek lazım. Kendine özgü tarzınla, kurban edilen bir milletin bıçağı yalamasını sağladın. Vatan için onbinlerce evladını kurban eden bu millet, şehitlerine "kelle" diyen senin elinde uzattı başını emperyalizmin o soğuk taşına. Haketti. Sonuna kadar. İnsanlığın en kadim kurbanına, yani kendi evladına , kelle muamelesi yapan bir adamı ve ekibini başa getirdi. Haketti. Hiç bir kurbanın haketmediği kadar. İnsanlığın en kadim kurbanının; yani kendi evladının , binlerce kez kanına girmiş bir aşağılık tetikçiye, "sayın lider" muamelesi yapan bir adamı ve ekibini başa geçirdi. Yanlış anlaşılmasın diye tekrarlayayım. Tayyip Erdoğan sebep değil, sonuçtur. Onlarca yıldır onbinlerce kez kurban verdiği evladının kıymetini bilmeyen bir toplumun hakettiği bir sonuçtur. 1995 yılında Kandil'de gözünün önünde yapılan PKK kongresini bildiği halde vurmayan bir devletin kuluçkasındaki son yumurtadır. 1950'lerde NATO'ya yaranmak için binlerce evladını Kore'de emperyalizme kurban edilmesinin hesabını soramayan bir milletin evvelinden bugüne taşıdığı bir ahir lekedir. Ç... Devamı

28 10 2012

‘Meclis dışında kalmasın’ diye MHP’ye oy verenler Bahçeli’yi duy

Biliyorum; bazı MHP’li okurlar bu yazıya çok kızacak ve belki de bunun için bana küsecek… Ama gerçekleri, en azından hissettiklerimi söylemezsem, kendime ihanet etmiş olurum: Her genel seçim öncesinde AKP karşıtları, “Aman MHP Meclis dışında kalmasın. En azından Cumhuriyet’in temel değerlerine bağlı, Atatürk ilkelerine duyarlı bir parti” diyerek bu partiye destek çıkarlar… MHP’nin kadrolarını tanımadıkları ve dünya görüşünü paylaşmadıkları halde, “sırf daha kötüsünden korktukları için” oy verirler… Devlet Bahçeli’nin liderliğindeki MHP de her zaman bu “destekçileri” pişman eder… Gider, en gerici yasaların çıkarılmasında ya da Anayasa değişikliklerinin yapılmasında iktidar partisine “stepne” olmaya soyunur! Sözüm ona bir yandan muhalefet yapıyormuş gibi davranır, seçim meydanlarında esip gürler, hatta “ip” bile atar; ama Meclis’e girdiğinde “kuzuya” döner… Niye mi anlatıyorum bunları? Devlet Bahçeli, AKP iktidarına yine büyük bir “kıyak” yaptı da ondan… Bazı sivil toplum örgütlerinin yarın yapacakları Cumhuriyet Yürüyüşü’nün Ankara Valiliği’nce iptal edilmesine açık destek verdi! Hatta bu konuda Ankara Valisi’nden de “en büyük devlet büyüğü”nden de sert ifadeler kullandı. Anayasa’nın, “İsteyen, istediği her yerde toplanabilir ve yürüyebilir” şeklinde özetlenebilecek 34’üncü maddesini “çöpe atarak”, yarınki buluşmayı düzenleyen Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği gibi 30’a yakın sivil toplum &oum... Devamı

24 10 2012

Erdoğan, çıldırdın mı sen? / Spinnst Du eigentlich, Erdogan?

Cinnet geçiren bir saldırgana açık mektup Erdoğan, çıldırdın mı sen? Çok saygıdeğer ekselans, bütün Türklerin ve zamanların en büyük Başkomutanı’na! Gerçekten tamamen çıldırdın mı? Hakikaten Telaviv delisi Netanyahu ile kim Üçüncü Dünya Savaşı’nı çıkaracak diye yarışa mı girmek istiyorsun? Türk ekonomisini son on yılda geliştirip naçizane bende bile oluşan itibarını, hepsini askeri harekâtınla yıkmak mı istiyorsun? Ne oluyor sana? İki yıl önceye kadar İsrail’i Gaze’daki savaş ve işgal politikaları dolayısıyla saygıyı hakeden bir şekilde eleştiriyordun. Ama 2011 baharından, Libya’dan bu yana taraf değiştirdin, “Kaddafi rejimine” (Hey “Erdoğan rejimi” mi yazsam acaba?) karşı saldırıyı destekledin ve şimdi Suriye’ye karşı en ön cephedesin. Seni böyle davranmaya iten ne? Yeni Osmanlı rüyası mı? Ya da birisi bu iş için sana para mı veriyor? Gülen efendi mi? Dikkatini çekerim Erdoğan, Osmanlının katıldığı son savaş olan Birinci Dünya Savaşı’nda imparatorluk çökmüş, Atatürk ancak mevcut Türkiye topraklarını kurtarabilmişti. İkinci Dünya Savaşı’nda doğru yapıp dışarıda kaldınız. Niye üçüncüsünde dörtnala halkını yok olmaya götürüyorsun? Yoksa Sam amca ve Bibi Netanyahu’nun sizi kurtaracağını mı düşünüyorsun? Şimdi niye heyecanlanıyorum? 3 Ekim’den bu yana Suriye’yi topçu ateşine tutuyorsunuz. Daha önce orada korku ve dehşet yaratan teröristleri silahlandırdınız. Sınır şehirleriniz teröristlerin askeri kamp alanları oldu. Dün gece de Moskova’dan gelen bir Suriye yolcu uçağını askeri malzeme taşıdığı için inişe zorlayarak, kafalara bir tokmak indirdin. Bu kadar i... Devamı

17 10 2012

Koğuş arkadaşı, Kaşif Kozinoğlu’nu anlatıyor!

  Türkiye’den gelen haberlere çok şaşırmıştı. Odatv soruşturması kapsamında arandığı söyleniyordu. Bir yanlışlık olmalıydı. Bir an önce Türkiye’ye dönmeli ve bu yanlışı düzeltmeliydi. Afganistan’daki MİT temsilcisi Kaşif Kozinoğlu böyle düşünüyordu. Ancak, aynı ülkede görev yapan CIA’nın üst düzey elemanına gelen bilgiler farklıydı. “Türkiye’ye gitme, seni tutuklayacaklar. İstersen ABD’ye gidebilirsin, ya da bir başka ülkeye.” Kozinoğlu‘nun herhangi bir ülkeye gitmesi sorun değildi. Zaten Türk pasaportlarının yanı sıra Afganistan, Özbekistan ve Bosna pasaportları da vardı. Onu uyaran CIA görevlisinin Kozinoğlu’na minnet borcu vardı. Taliban’ın elinde ölmek üzereyken Kaşif Kozinoğlu kurtarmıştı onu. Yurda döndükten sonra bu uyarıyı çok düşündü Kozinoğlu. Afganistan’da görevli bir CIA mensubu Türkiye’ye dönünce tutuklanacağını nereden biliyordu? Daha sonra Wikileaks belgelerini okuyunca anladı. Bu operasyonlardan CIA’nın haberi vardı! Kaşif Kozinoğlu 9 Mart 2011 günü Türk Hava Kuvvetleri’nin bir kargo uçağıyla zorlu bir yolculuktan sonra Türkiye’ye döndü. Kendisi yokken evi aranmıştı. Hiçbir suç unsuruna rastlanmamıştı. Müsteşarı Hakan Fidan‘la görüştü. İfadesi alınıp serbest bırakılacağını düşünüyordu. 10 Mart 2011 günü Beşiktaş’a gitti. Özel yetkili savcı Zekeriya Öz ifadesini alacaktı. Öz’ün ilk sorusunu daha sonradan koğuş arkadaşlarına gülerek anlattı. “Saçın peruk mu” diye sorşmuştu Öz. Kozinoğlu’nun gür saçları ilgisini çekmişti. İfadesi alındı, “serbestsin” den... Devamı

15 10 2012

Ne Savaşı?

Savaş naraları göklere yükselmeye başladı iyiden iyiye. Bir avuç çıkar odaklı düşünce yapısı, milyonların yaşamını olumsuz yönde etkileyecek kirli savaş senaryolarını hayata geçirmek için ellerinden geleni artlarına koymamacasına çalışıyorlar. Savaş denen illeti bilmediklerinden değil! Aksine bildiklerinden ve de çok fazla istediklerinden böyle canhıraş çalışıyorlar. Çünkü onlar savaşın vahşetinden, açlıktan, yoksulluktan, yıkımdan ve en önemlisi ölümden nemalanmanın hesabını iyi yaparlar. Bunun için savaş vesilesi ile yaşanacak vahşet, yıkım ve ölümden ticari ve siyasi olarak elde edilecek ganimet onların iştahla avuçlarını ovuşturmalarına sebep olmakta ve histeri halinde savaş nidalarını gökyüzüne yükselmektedir. Tabi savaş nidalarını atanlar savaş nedeniyle oluşacak yıkım meydanlarında, siperlerde ve ölümlerde olmayacaklar! Bu alanlarda kanı akması gereken, açlık ve sefalete katlanması gereken milyonlarca insana ihtiyaçları olacak! Savaşlardan hiçbir şekilde nemalanma derdi olamayan, tek savaşları işleri, aşları ve gelecekleri olan milyonlarca işçi ve emekçi. Her dilden, her renkten, her cinsten milyonlar… Savaştan hiçbir şekilde nemalanmayan ve savaşa karşı olan milyonlar… Peki, bu insanlar nasıl savaşacak, nasıl çıkar gruplarına hizmet edecek? Bu savaş bir avuç insan ile yapılmayacak ise bu halk, bu insanlar savaşa nasıl seferber edilecek? İşte o aşamada avucunu okşayanların adım adım izlediği kara propaganda devreye girer. Öncelikle savaş hedefine konulan ülke ile ilgili olarak yazılı ve görsel medyada olumsuz haberler çıkarmakla başlar süreç. Çok değil birkaç sene önce kardeşim dediğin, beraber tatil yaptığın insanlarda buna dâ... Devamı

12 10 2012

"Yolumuzu kesen PKK'lıyı öldürdü, yaralılarımızı hastaneye taşıd

Yolumuzu kesen PKKlıyı öldürdü, yaralılarımızı hastaneye taşıd |  görsel 1

TUNCELİ'de dün akşam yol kesen PKK'lıların içinde bulunduğu yolcu minibüsünü durdurmak istemesi üzerine araçtan inip çatıştığı teröristlerden birini öldürüp, diğerini de yaralayan polis memuru hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu.  Polis memurunun bulunduğu yolcu minibüsünün yetkilisi Haydar Bulut, polisin diğer yolcuların hayatını tehlikeye attığını ileri sürdü.    Tunceli- Pülümür yolunda de dün akşam saatlerinde yol kesen PKK'lıların, içinde bulunduğu yolcu minibüsünü de durdurmak istemesi üzerine araçtan inip, PKK'lılar çatışan polis memuru hakkında Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunuldu. Tunceli- Erzincan ve Elazığ arasında yolcu taşıyan VİP Sevgi Turizm Şirketi'nin yöneticisi Haydar Bulut, bürosunda düzenlediği basın toplantısında, yolcuların hayatını tehlikeye attığı iddiasıyla, yol kesen PKK'lılar ile çatışmaya giren polis hakkında Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunduklarını söyledi.    "POLİS YOLCULARI TEHLİKEYE ATTI"    Polis memurunun yasak olduğu halde Tunceli- Erzincan karayolunda seyahat ettiğini ileri süren Haydar Bulut, şunları söyledi:    "11.10.2012 tarihinde saat 15.30 sularında içinde 4 yolcu bulanan şirketimize ait 23 LE 627 plakalı aracımız ile yolcuları Erzincan'a taşıdığımız sırada, yolun 30'uncu kilometrede yol kesen PKK'lılar şirketimize ait aracı durdurup kimlik kontrolü yapmak istemişlerdir. Araç durdurulduktan sonra bir PKK'lı araca yaklaşarak, 'kimlik kontrolü yapılacak' dediği sırada şoförün hemen yanında oturan ve daha sonra polis olduğunu öğrendiğimiz şahıs, belinden silahını çekerek 4-5 el ateş ederek PKK'lı... Devamı

12 10 2012

EVANGELİST MÜSLÜMANLAR TEZKEREYİ MECLİSTEN GEÇİRDİ

NATO’nun Libya’da ne işi var diyen Erdoğan çark ederek NATO’nun Libya’ya çıkarma yapması için güzelleme yapmaya başladı. Türk Devleti tarihinde ilk defa Haçlı Orduları’nın safında yer aldı. Bu rezil karar sadece bizler için değil, gelecek nesiller için de bir utanç kararı olacaktır. Türk Milleti tarih boyunca mazlumun yanında yer aldı. Erdoğan’ın sürekli saydığı farlılıkların ülkemizde bulunmasının nedeni budur. Başka ülkelerin zulüm ve katliamıyla karşılaşan mazlum insanlara hep kucak açtık biz. Rus bloğu dağılınca emperyalist Amerika’nın derin evangelist güçleri yeni tehdit olarak İslam ve İslam coğrafyasını seçti. 11 Eylül bahanesi ile ilk haçlı seferi Afganistan’a yapıldı. Sonra Irak’a… Amerika’nın Blackwater özel ordusu, yasal muafiyetleri nedeniyle dokunulmazlık zırhına bürünmüş durumda görev yaparken binlerce sivili hunharca öldürdü. Erdoğan bu insan kasapları ülkelerine sağ salim dönsün diye dua etti. Ondan sonra da Kılıçdaroğlu’nu Filistinlilere üzülmemekle suçladı. Doğrusu Başbakanı bu kemik(!) yapısından dolayı kutlamamak mümkün değil… Her yedikleri haltı tersine çevirmekte bu AKP ekibi pek mahir. Eee… Deccal’ı da böyle tarif ediyorlar. Deccal karayı ak gösterecektir. Deccalın bastığı yer yeşerecektir! AKP ekibi Irak operasyonu ve İslam coğrafyasında yapılacak operasyonlar için özel olarak kurulmuş bir partidir. Emperyalis devletlerle yaptığı işbirliği Sevr’in babalarını cesaretlendirmiş, Kurtuluş Savaşı ile emperyalizmi ilk yenilgiye uğratan Atatürk’ün ülkesinden de intikam alma fırsatı doğmuştur. Irak’a... Devamı

10 10 2012

Demek Ki Neymiş ?

Demek Ki Neymiş ? Sayın Fatih Ertürk’ün, bu sitede yayınlanan 14 nisan 2012 tarihli “Bu Malzemeden AKP’den Başka Bir Şey Çıkmaz” başlıklı yazısında okudum : Konda şirketi “Biz Kimiz” başlıklı araştırma yapmış. Görülmüş ki, 1) Türkiye’de insanların % 70’i hiç kitap okumamış. Bu hiç kitap okumamış olanların %75’i AKP’ye oy vermiş 2) Türkiye’deki insanların yaklaşık yarısının eğitim ortalaması 7 yılmış. Bunların da %70’i Akp’ye oy veriyorlarmış. Neymiş? AKP’nin oy deposu, toplumun en fakir kesimini oluşturan, hayatlarında bir kitabın kapağını dahi açmamış; ortalama olarak bakıldığında ortaokul eğitimini bile tamamlamamış insanlardan oluşuyormuş. Başka neymiş? “AKP neden hep kazanıyor, CHP neden hep kaybediyor sorusuna verilecek en net yanıtlar bu araştırmada yer alıyor”muş. Oldu mu şimdi? Hani Deniz Baykal yüzünden CHP’nin oyları artmıyordu? Hani Deniz Baykal’ın uzlaşmaz ve sert söylemi CHP’nin önünü kesiyordu? Hani Deniz Baykal’ın hizipçi kimliği, CHP’nin gelişmesini önlüyordu? Hani CHP, Deniz Baykal’dan dolayı iktidar yüzü göremiyordu? Bitti mi, bitmedi. “Eldeki malzemeye”, bir de yönlendirilmiş medyanın azgın saldırısını ekleyin o zaman tablo tamamlanır. Sayın Şaban Sevinç’in bu sitede yayınlanan “28 Şubat Medyası, AKP Medyası” başlıklı yazısında CHP ve Baykal ile ilgili satırları, sadece o dönemle ilgili olsa da, daha sonraki dönemlere de ışık tutmaktadır.. Ne diyor Sayın Şaban Sevinç, beraber okuyalım: “Sayın Deniz Baykal yolsuzluklar yüzünden rahatsız olup hükümete (ANAP-DYP) verdiği desteği çekme kararı alınca medya CHP&r... Devamı

06 10 2012

Çekirge... Yine ferman buyurmuşsun: «Darülfünun'da müskirat satı

Çekirge... Yine ferman buyurmuşsun: «Darülfünun'da müskirat satışı mı olur... Talibanu serhoşdar mı kılacasuz... Zinhar men edile!..» Madem mollalığa heveslenir, hatta çaktırmadan mollalık yapmak istersin; bir defa baş çekirge azıcık ağır olur ki molla desinler... Başçekirge bu kadar basit işlere karışmaz... İkincisi... Hiçbir yasak mutlak olamaz; her yasak delinir. O üniversitenin öğrencileri, o eğlence de içki içmek istiyorsa, her şekilde içer. Dışarıda içer, zom olur öyle gelir... Bir zamanlar senin ve seninkilerin bayıldığı Humeyni'nin sözde molla devriminden sonra, Ankara'da görevli bir İran'lıya sormuşlar: «- Devrim yaptık diyorsunuz. Neyi devirdiniz de yerine ne getirdiniz? Bizim gördüğümüz, kravatı çıkarmış ya yaka bağır açık dolaşıyor devletlileriniz bile, ya yakasız ama önü ilikli mintan giyiyor. Başı açık kadınların başını örttünüz, örtmeyeni vinç ucunda asıyor veya eğer bakire iseler «murdar ölüp cehenneme gitmesin» martavalıyla Evin hapishanesinde önce ırzına geçip sonra öldürüyorsunuz. Altın alyansı atıp gümüş takmışsınız, bolca sakal koymuşsunuz. Bir taraftan can düşmanı göründüğünüz İsrail aracılığıyla can düşmanı saydığınız Amerika'dan el altından silah alıyorsunuz, dostlar alışverişte görsün kabilinden de Amerikan sefareti işgal ediyorsunuz. Ha elhak bir de görünürde içki içmiyorsunuz... Bunların neresi devrim?!..» İran'lı bilgiç bilgiç gülümsemiş: «- Evet ne sanıyordun Hocam. Elbette devrim yaptık. Eskiden Tahran'da mesela beş tane meyhane vardı; şimdi beş bin tane var...» » - Nasıl yani? » – Ş... Devamı

06 10 2012

HOŞGELDİN TÜRK BAHARI (Veya Zavallı Türkiye'm…)

Ancak bu defa iş o kadar basit değil. Küpleri göğe kadar üst üste dizdiler, en alttakini de çektiler... Aslında çok önce hazırlanmış ve adım adım uygulanan bir planın en kritik aşaması bu. Ama bu kez en başta Başbakanda şafak atmış görünüyor. Hemen «Yargıtay aşaması...» diyiverdi. Bülent Arınç da... Hatta iki oda bir salon bahçeli Devlet de geriye doğru şafak saymaya başlamış. Necdet Özel de... Beklendik beklenmedik bir sürü tepki olacak... Kolay değil hepsini göğüslemek. Çünkü bu bir adil yargılama asla değildi, kararlar, mahkumiyetler de değil. Bu bir vahşi saldırı... Kafası kızan padişahın «alın kellesini» demesinden farkı yok. Mahkeme, savcı sadece suç iddia ve isnat etti. Bırakın dört başı mamur, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat etmeyi, hiç ispat etmedi. Tersine ispattan alabildiğine kaçtı. Sadece kendi tanıklarını, sadece kendi delillerini esas aldı, bunlar da zaten hep sanıkların lehine idi. Sanık lehine deliller dosyalardan çıkarıldı, saklandı, yok edildi. Sanıklara hem «ben iddiamı, suç isnadımı ispat etmeyeceğim, sen masumiyetini ispat edeceksin» dedi; hem buna izin vermedi. Sanıkların tanıklarını dinlemedi. Bilirkişilerini dinlemedi, sanık delillerini dinlemedi, giderek konuşturmadı. «Vurun kellesini» dedi bitirdi. Bunun için niye bu kadar bekledi mahkeme, bir tek bunu anlamadım. Üç ayda, hadi bir sende de açıklayabilirdi kararını. Çünkü karar daha ilk tutuklamalardan önce verilmişti. Bu yüzden çok eleştiri aldı. Uzun tutukluluk, diye... Hükümetten emir alıyorsunuz, diye... Sonunda güvendiği hükümet kendilerini sap gibi ortada bıraktı. En başta kendi itibarları adına mahkumiyet vermek zorunda idiler; yoksa bu kadar uzun tutukluluğu da aç... Devamı