08 07 2008

Burası Ergenekon, Burdan Çıkış Yok

Olay korku filmine dönmeye başladı... "Burası Ergenekon, burdan çıkış yok!" Önceleri, pek çoğu adı sanı bilinmeyen, kimsesiz insanlardan oluşan "Ergenekon sanıklarının" ve ailelerinin bir yıldır çektikleri zulüm kimseyi ilgilendirmedi. Hatta, ilk gözaltına alınanlar bir kaç ay içinde yargılanıp mahkûm edilseler herkes rahat bir soluk alacak, kimse olayın üstüne gitmeyecekti. AKP de "devlet içindeki çeteleri çökertiyoruz" edebiyatından sonsuza kadar nasiplenebilecekti...Ama birileri dur durak bilmeyi kabullenmedi...Daha doğrusu, "dur durak bilmeyen arsız nefisler" bir güzel kullanıldı. Başbakan'ın kin dolu bünyesinden, dedikodular ve hurafelerden beslenen kişiliğinden, kindarlığın batağında çırpınan ruhundan ustaca istifade edenler oldu. Size bir anektot aktarayım: Tarih 28 Nisan 2007... Açık İstihbarat'taki yazılarımdan ve Başbakanlığın Bilinmeyenleri adlı 'mizah' kitabımdan dolayı başıma gelmeyen kalmadı. İşimden, mesleğimden oldum. Bakmakla yükümlü olduğum bir ailem vardı ve parasızlıktan kıvranıyorumdum. Yeniçağ'ın İstanbul'da çıkan Günboyu adlı bir gazetesi var. Sağolsunlar, yürekleri mühürlenmemiş bir-iki iyi insan, "Sana maaş veremeyiz ama hiç değilse basın kartın devam etsin, sağlık sigortan işlesin" diye beni bu gazetenin kadrosuna dahil ettiler. Elimde kalan tek şey basın kartım ve sağlık sigortam..AKP bunu da çok gördü. Her gün kapıya polis dayanıyor ve benden "basın kartımı hangi statüyle sürdürdüğümü" soruyorlar. Durmadan karakollara davet ediliyorum. Polislerin dediğine göre hakkımdaki bu 'tahkikatı' Başbakanlığa bağlı olan Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Ankara Valiliği'nden istemiş, Böyle bir uygulama yok! Daha doğrusu, basın kartlı gazeteciler için ... Devamı

08 07 2008

Bütün Türkiye Kürdistanmış!

Türkiye'yi bölmek ve ayrı bir Kürt devleti kurmak isteyenler, Kürtlükle ilgisi olmayan dağdaki eşkıya ile Abant toplantısına katılan müstemlekeciler!... Kurt, dumanlı havayı severmiş. Türkiye, AKP'yi kapatma davası ve Ergenekon soruşturmasına kilitlenmişken; puslu ortamdan yararlanmak isteyen kurt kılığındaki çakallar, üniter devletin burçlarını aşındırmak için dört koldan saldırmaya devam ediyor.Sadece Güneydoğu'dan gelen haberler değil, Abant Platformu'nda dile getirilen talepler bile tüyler ürpertici...Askeri istihbarat birimleri, Irak'ın kuzeyinde yaklaşık 3 bin militan bulunduran bölücü terör örgütü PKK'nın, sınır ötesi harekatların ardından Türkiye sınırına yakın kamplara yeniden yerleşmeye başladığını belirlemiş.Nitekim bu kamplarda suikast ve sabotaj eğitimi alan 12 kişilik terörist grubu, Türkiye'de ses getirecek suikast ve eylemler yapmak için sınırı geçer geçmez Hakkari kırsalında güvenlik güçlerince kıstırıldı.Çıkan çatışmada teröristlerden 2'si öldürülürken, üzerlerinde 1 Uzi, 17 Glock marka suikast silahları ile şifreli yazılmış suikast planları ele geçirildi.Sayın Başbakan'ın son günlerde çok sıkı şekilde korunmaya başlanmasının da, iddia edildiği gibi Ergenekon soruşturmasıyla ilgili değil, sınırdan sızan ve bundan sonra sızma ihtimali olan PKK suikast timlerinin eylemlerine karşı bir önlem olduğu söyleniyor.Yani PKK, Türkiye'yi sarsacak suikast ve eylemler için fırsat kolluyor.İstanbul'u da istiyorlarCumartesİ günü sona eren Abant Platformu'nun "'Kürt Sorunu: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak'" konulu 17. toplantısında ise, akıl almaz öneriler yapıldı.Hangi cemaat tarafından organize edildiği bilinen Abant Platformu 17. toplantısının en incitici yanı, toplantıya katılanların... Devamı

08 07 2008

Bu ne biçim karargâh?

Türklerin gurur kaynağı olan ve onurunu temsil eden Ergenekon adı konulan soruşturma, aslında bizlere bugüne kadar söylenmeyen birçok gerçeğin ortaya çıkmasına da neden oluyor.Bunlardan bence en önemlisi bizim askeri karargâhlarımıza sızmanın ne kadar kolay olduğunu göstermesi.Bir karargâh düşünün ki gizli görüşmelerin videosu çekilebiliyor, Dağlıca baskınının belgeleri, kuvvet komutanlarının günlükleri gazetelerde yayınlanabiliyor. Haberleşme özgürlüğünün en önemli merkezi sanki mübarek yerler. (Bu arada kusura bakmayın aklımdayken yazmam lazım, bizim zamanımızda askerlerin cerideleri, kızların da günlüğü olurdu, devir ve kurumlar değişmiş anlaşılan)Eee, karargâhlar böylesine yolgeçen hanına dönerse bir gazetecinin, savcının eline geçen istihbarat bilgileri, neden PKK terör örgütünün eline geçmesin? Herhalde onlar da tüm operasyonlara ait bilgileri, Kandil'i ziyaret eden veya Meclis'te bulunan kankaları aracılığıyla önceden alabiliyorlardır. Belki de uzun süredir kayıplarımız bu nedenle akıl almaz boyutlarda, her gün bir iki evladımızı şehit veriyoruz.Ben başından beri emekli askerlerin darbe yapacağına inanmadım. Bunun en son başarısız örneği 1963 yılında Albay Talat Aydemir tarafından denendi. Ancak bu gidişatın tehlikeli yanı, terörle mücadele eden komutanları, terörist diye gözaltına alıp yargılamaya başlamak. Ama biz bu başarıyı gösterdikten sonra yakında teröristlerle çarpışacak, asker ve subay da bulamayabiliriz. Acaba bu soruşturmaların amacı da bu mu?Yahut da birinci torba olayı ile gururu zedelenen Türk ordusunun siyasiler karşısında elini kuvvetlendirmek ve yola getirmek için oynanan bir başka oyun olabilir mi? Hani şu BOP veya Ilımlı İslam tezgâhları gibi. Bilemiyoru... Devamı

08 07 2008

Operasyonun Operasyonu Mu?

Garip olaylar oluyor. Çirkef bir basın var. Sanki basın değil, işgal kuvvetleri öncüleri.Ağızlarında salya, 10 parmaklarında 10 kara, kuduz olmuş gibi saldırıyorlar. Cumhuriyet’in savcısı olması gereken zat-ı muhterem’in elindeki belgeler “belge(!) diyoruz, çünkü savcı tarafından yalanlanmıyor, işgalin öncü basını hakkında dava açılmıyor” sürekli servis ediliyor. Tarafsızlığı tartışmalı hale gelen savcının hukuku guguk haline getirmesi cinayet gibi bir ölümle perçinleniyor. Kuddisi Okkır yargılanmadan ve suçunu öğrenemeden devletin güvencesi(!) altında ölüme birkaç nefes kala eşine teslim ediliyor. Anlaşılan o ki, Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı adaletin terazisini gözü kapalı tutuyor. Gerçekten demokratik olan bir ülkede, böyle bir rezalet İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı’nın istifasını gerektirir.  Bu ülkede cinayetleri sabit, ellerinde Mehmetçik’in kanı olan eli kanlı PKK katilleri Cumhurbaşkanları tarafından affediliyor. Irak’a tank ve tüfekleri ile giren ABD,Türkiye’yi bir çete operasyonu adı altında başka türlü mü işgal ediyor? Bakınız, Behiç Gürcihan evinden alındığında bilgisayarı ve babasına ait olan dökümanlar alınıyor. Eve gelenler neye bakacağını bilir gibi başka bir şey karıştırmıyor. Öğrendiğimiz kadarı ile el konulan dökümanlar Ermeni soykırım yalanı ve ABD’nin Türkiye üzerinde çalışan istihbarat örgütleri ile ilgili dökümanlar. Türkiye üzerinde çalışan "ABD istihbarat örgütleri ile ilgili rapor" hazırlık halinde kalmış, resmi rapor haline getirilmemiş bir rapormuş. Şener Eruygur’un Orduevinde aranan çalışma odasında ele geçirilen "kozmik bilgilerin olduğu... Devamı

16 04 2008

Mehmet Şimşek'in Bakanlığı Kabul Edilemez...

  Mehmet Şimşek; 1 Ocak 1967’de, Batman iline bağlı Ercüş İlçesi’nin Arıca Köyü’nde doğdu. Ercüş Lisesi mezunu. 20 Ocak 1990’da, ABD uyruklu Annalise Granwald ile evlendi. Granwald, 1971’de ABD Wisconsin Eyaleti’nde doğmuş. Finans eğitimi almış. Şikago’da bir buçuk yıl kadar finansal analistlik yapmış. Şimşek, lisans eğitimini Ankara Üniversitesi SBF’de yaptı, İktisat Bölümü’nü 1983’te en yüksek ikinci ortalamayla bitirdi. Etibank bursuyla gittiği İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde Finans ve Ekonomi dallarında yüksek lisans (master) yaptı. 1993’te Türkiye’ye döndü ve Etibank’ta işe başladı. Kısa süre sonra ABD Büyükelçiliği’nde Türkiye ekonomisi üzerine analizler yapılan bölümde ekonomi danışmanlığına başladı. Bu göreve binlerce kişi arasından seçilerek geldi ve 1997 yılına kadar 4 yıl süreyle çalıştı. Nisan 1997’de ABD’den oturma izni alarak New York’a yerleşti. UBS Bank’ın Hisse Senetleri Analiz Kısmı’nda çalıştı. Bu işten ayrılan Şimşek, 1998 başında İstanbul’a döndü ve Bender ve Deutsche Menkul Değerler Şirketi’nde 2 yıl kadar çalıştı. 2000 yılı başında Merrill Lynch’ten gelen teklifi kabul ederek Londra’ya yerleşti. Sorumluluk alanları Türkiye, Yunanistan, Mısır ve İsrail’i kapsayan Akdeniz bölgesi, ve 2001 yılı ortasından itibaren eklenen Rusya, Polonya ve Çek Cumhuriyeti olmak üzere, uluslararası Merrill Lynch yatırım şirketinin makro analizler yapan bölümünde çalışmaya başladı. 2005’te Avrupa, Ortadoğu ve Afrika bölgeleri Ekonomik ve Stratejik Araştırmalar Bölümü Başkanlığı’na getirildi. * * * Mehmet Şimşek, AKP’nin kurulduğu günden itibaren kendisi gibi Exeter Üniversitesi’nde master yapmış olan Abdullah Gül ve onun aracılığıyla da Ali Babacan, Nazım Ekren ve Şaban Dişli ile yakınlık sağladı. Şimşek, Recep Tayyip Erdoğan ile ilk defa 2005’te Londra’daki... Devamı

02 04 2008

Kraliçeler ve Prensler Kadar "Zengin" Tayyip Erdoğan.

Türk Milleti her gün zenginleşip, milyarderlerimizin sayısı artarken bu zenginlikten Başbakan da payını alıyor. Wikipedia'nın listesine göre Başbakan Erdoğan ; dünyanın en zengin liderleri sıralamasında 8. sırada. Wikipedia'da yayınlanan dünyanın en zengin liderleri listesinde yeralan servetler sözkonusu liderlerin sadece "likit varlıklarını" içeriyor. Yani; bu liderlerin gayrımenkul gibi diğer likit olmayan servet kalemleri bu rakamlar bünyesinde yeralmıyor. İstanbul'da villa ve köşk koleksiyonu yapmaya başlayan; yurtdışında ne tür gayrımenkulleri olduğu ise hiç bir şekilde mercek altına alınmayan Tayyip Erdoğan'ın gayrımenkulleri ve diğer servet kalemleri gözönüne alındığında aşağıdaki listede basamak atlayıp atlamayacağı ise bilinmiyor. İsim Ünvan Net Değer Ülke Hassanal (Bolkiah) Sultan $30 milyar▲ Brunei Abdullah (Saud) Kral $21 milyar▬ Saudi Arabia Khalifa bin Zayed Al Nahyan Başkan $19 milyar▲ United Arab Emirates Mohammed bin Rashid Al Maktoum Başbakan $14 milyar United Arab Emirates Henri (Nassau) Büyük Dük $5 milyar Luxembourg Beatrix (Orange-Nassau) Kraliçe $4.7 milyar[1] Netherlands Hans-Adam II (von und zu Liechtenstein) Prens $3.9 milyar Liechtenstein Recep Tayyip Erdoğan Başbakan $2 milyar[2] Turkey Albert II (Grimaldi) Prens $1 milyar Monaco Teodoro Obiang Nguema Mbasogo Başkan $600 milyon Equatorial Guinea Elizabeth II (Windsor) Kraliçe $500 milyon [3] Antigua and Barbuda Australia Bahamas Barbados Belize Canada Grenada Jamaica New Zealand Papua New Guinea Saint Kitts and Nevis Saint Lucia Saint Vincent and the Grenadines Solomon Islands Tuvalu United Kingdom Harald V (Oldenburg-Glücksburg) Kral $240 milyar Norway Mswati III (Dlamini) Kral $50 milyon [citation needed] Swaziland Călin Popescu-Tăriceanu Başbakan $18-20 milyon [4] Romania Ferenc Gyurcsány Başbakan $16 milyon [5] Hungary Geo... Devamı

02 04 2008

Erdoğan'a niye kimse inanmıyor?

Hasan DEMİR - YENİÇAĞ   Türkiye’de sözüne en az itibar edilen kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan dediğimde, “Sen ne diyorsun!” diye kükredi. Evet öyle, dedim.Beyefendi de, “Kendisine hiç kimse inanmıyor da, Erdoğan 16 milyon 500 bin oyu bu milletten nasıl alıyor?”  diye sordu.Biz de soruya şu soru ile cevap verdik:“-Büyük Ortadoğu Projesi referanduma sunulsa bu halk Bush’un bu projesine ’evet’ der mi?” Cevap:“- Demez tabii!” Oldu.Bu millet elbette Bush’un BOP’una hem de yüzde 90’ın üzerinde bir oyla “Hayır” diyecektir.. Peki, böyle bir projeye hayır diyecek olan Türk milleti nasıl oluyor da, “Bizim bir görevimiz de Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eş Başkanlığı’dır” diyen Erdoğan’a 16 milyon 500 bin oy vererek AKP’yi yüzde 47 ile Meclis’e sokuyor? Bunun tek cevabı, milletin, Erdoğan’ın (hem de AKP temsilcilerinin yüzüne karşı defalarca itiraf ettiği ve televizyonlarda onlarca kez yayımlanan) bu sözlerine inanmıyor olmasıdır. Devam edelim.Erdoğan ısrarla, “Değiştim!” diyor, “Artık, ‘Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır’ demiyorum, milletindir diyorum’ diyor, Milli Görüş gömleğini çıkarttım, ben laik oldum, laik!” diyor; diyor amma  işte buna da inanan yok.Bir defa, Milli Görüş’ten gelen taban inanmıyor, inanmış olsa bu kadar “Ben laikim!” diyen bir Erdoğan’a bu desteği bu grup vermezdi. Mesela Vakit gazetesi Erdoğan’ın bu laikliğine inansa, Erdoğan ve AKP’ye asla bu desteği çıkmazdı. Tuhaftır Erdoğan’ın “Ben artık laikim” demesine Yargıtay Başsavcısı da inanmıyor, inanmadığı için AKP’ye kapatma davası açmış durumda. Bilmem dikkatinizi çekti mi, Erdoğan’ın laikim demesine inanmama noktasında Vakit gazetesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı aynı çizgideler.Belki şaşıracaksınız amma Erdoğan’... Devamı

02 04 2008

Selçuk, Perinçek ve Alemdaroğlu'na Avrupa'nın Bakışı.

  AB medyası İlhan Selçuk, Doğu Perinçek ve Kemal Alemdaroğlu olaylarını görmek istemedi. Gözlerini, kulaklarını kapattı. Görenler de ilginç yorumlar yaptılar. Bunlar arasında, "Orhan Pamuk'un canına kasteden" bir örgütün bulunduğunu yazanlar oldu. Acaba "Manevi ölümden mi" söz ediyorlardı?Öyle ya; Başkan Bush'un Pamuk'la ilgili övgüleri açıklandıktan sonra, Cumhuriyet'te, "Orhan Nobel'i garantiledi" türünden yazılar çıkmaya başladı, bunlar manevi yok oluş sayılmaz mı? Adamı acaba "manen öldüren" bunlar mıydı Batı basınına göre? Bush ile özdeşleşen bir romancı daha sonra ödül alıyor. "Türkiye'yi Batı emperyalizminin gözleriyle değerlendirmesinin" yazılması mı öldürücüydü? Batı çıkarlarına hizmetinin Cumhuriyet'te yayımlanması mı bitirmişti yazarı?İlhan Selçuk gazetenin sorumlusu olarak(!), "Bu işkence girişiminin de" yükümlülüğü altına sokulmalıydı Batı medyasına göre! Herhalde bir örgüt falan da kurmuştur diye düşünmüş olmalılar.Sonra İlhan Selçuk'un bir gün yakın dostlarına ,"Yahu dün akşam rüyamda korkunç bir şey oldu; ünlü yazarın Hakk'ın rahmetine kavuşmasına neden olmuşum, ne feci bir şey.. kan ter içinde uyandım, bir bardak su içip kendime geldim" diye ortaya atılan bir palavra mı?İlhan Selçuk'un rüyası her nasılsa Avrupa basınına ulaşır. Gazeteci bunlar, rüyası, gerçeği fark eder mi?.. Hele olay Türkiye'de geçerse basarlar haberi; falan yazarın hayatına kastetmek isteyen falan örgütün falanca falanca üyeleri gözaltına alındılar...Batı medyası Türkiye konusunda işte böyle; İlhan Selçuk'un rüyasını bile gerçek yapmışlar. Orhan Pamuk'un 1.5 milyonluk rüyası karşısında devede kulak...Gelelim Doğu Perinçek olayına...Kim bu Doğu Perinçek? Garip bir adam! Kalkmış koskoca İsviçre devletine, adaletine, mahkemesine kafa tutuyor. Türkler soykırım yapmamıştır" diyen herkesi içeri atan kanunlara başkaldırmış.Ne cüret! Hükümeti, Meclis'i ses çıkarmaya çekiniyor, suspus olmuşlar, sinmişl... Devamı

02 04 2008

Faşizme adım adım.

    TÜRKÇE'DE "şirazeden çıkmak" "ipin ucunun kaçması" gibi tabirler vardır. Bu tabirler ve benzeri başkaları sanki bugün içinde bulunduğumuz durumu tasvir içindir. AKP iktidarının ve AKP medyasının tavrı artık gizlenemez bir biçimde faşizme doğru kayarken, ağızlarından "demokrasi ve özgürlük" laflarını düşürmemeleri manidar.Manidar; çünkü demokrasi ve özgürlükleri ortadan kaldıran her rejimin taraftarları kendi dikta rejimlerini kuruncaya kadar hep aynı taktikleri kullanmışlardı. Almanya'da Weimar Cumhuriyeti'nde Hitler sandıktan çıkmıştı. Nazi partisi Birinci Dünya Savaşı'nın hemen ardından yaşanan kaotik dönemde bir darbe girişimi yapmış olsa da, daha sonra Hitler'in liderliğinde 1920'lerin ikinci yarısında bu gibi girişimlerden bütünüyle uzak durmuştu. Farklı devletlerde benzer taktiklerO denli uzak durmuştu ki, 1929ñ30 Dünya Ekonomik Buhranından Alman ekonomisi büyük yaralar alınca Hitler 1932 yılında parlamentoda çoğunluk olmasa da büyük parti olma fırsatını elde etmişti. Kendisine hükümet kurma vazifesi verilince yaptığı ilk iş erken seçim yaparak tam çoğunluk elde etmek ve ardından da kendi diktatörlüğünü kurmak olmuştu.İnsan hak ve özgürlüklerini toptan budayan İran rejimi demokratik yollardan gelmedi. Belirli bir vadeye yayılmış ihtilalin sonucunda iktidar oldu. Ancak yine manidardır ki, başlangıçtan itibaren mollalar ve onlarla işbirliği yapan komünistler ve liberaller hep özgürlük dediler. İran devrimi sırasında demokrasi sözü aynı sıklıkla kullanılmadı; ama özgürlük her zaman ve her yerde sürekli olarak kullanılan bir kavram oldu. İktidar ele geçirilince ilk ortadan kaldırılan da özgürlüğün ta kendisiydi. O noktaya kadar mollalarla işbirliği yapan komünistler ve liberallere ne mi oldu? Onları hiç sormayın...Siyasi tarihten gösterebileceğimiz bu örnekleri epeyce artırmak mümkün; ancak gereksiz. Demokratik haklar ve özgürlükler, demokrasiyi ve temel insan haklarını ortadan kaldırarak ba... Devamı

27 03 2008

"Bu laik, antilaik çatışması değil Kürt devletinin kuruluş aşama

(Sayın Deniz Ülke, Türkiye Cumhuriyeti'ne, Atatürk ilkelerine gönül vermiş ve liderlik yeteneklerine de sahip örnek bir Türk hanımıdır)Bugün, siyasi görüşlerine, hangi partiye oy verip vermediklerine bakılmaksızın, yaratılan rol modelleri üzerinden aslında hepinize yani Türkiye Cumhuriyeti'nin bölünmez bütünlüğünü savunanlara, Atatürk ilkelerini, askerini, ordusunu, vatanının bekasını koruma yemini edenlere derin bir korku hipnozu yapılmakta. Ruhsal şirazesi kaydırılmış vatandaşın acaba neyi görmesi istenmiyor? Akıl odalarımıza bu karartma niye?Devlet sırrı sayılan, dünyanın en az gelişmiş ülkesinde dahi "ülkenin milli güvenliğini koruma adına" kamuoyunda açıkça tartışılmaması gereken bilgiler bizde ise gazetelerin birinci sayfasında "servise" sunuluyor. Kozmik bilgiler ortalıkta geziyor. Birileri, "etnik ayrımcılık" suçlaması yapabilmek için ileride uluslararası kamuoyunda aleyhimizde kullanılmak üzere "olayın büyüklüğünü fark edemeyen bir bölüm Türk medyası"nı hangi planlara alet etmek istiyor sizce?! Bu haberleri veren, sızdıran, duyuranların "ağır yasal yaptırımlarla" acilen durdurulması gerekiyor, durum "TÜZEL" hakların korunması aşamasına geldi artık.Bölgede derin hesabı olan malum efendiler (gölgeleri kullanıp) masa başında önce bir kavram yaratıp sonra o hormonlu kavram üzerinden milli doktrinleri teslim aldılar. Ulusal kelimesi deforme edilerek "ulus devlet" tanımını da sorgulatır hale getirildik. O halde alternatifine bak denilmeye mi çalışılıyor kitleye? Yani; eyalet sistemine, federasyona... Güneydoğumuzun kopartılması, Kürt devletinin kuruluş aşamasına mı gelindi?Aynı anda çok tehlikeli bir başka tuzak daha kurulup, laik-antilaik kutuplaşmasıyla da çıkartmak istedikleri yangına körük yapıyorlar.Laik-anti laik kutuplaşmasında kullanılan araçlara bakınız, çürük şartlamaları da derhal sorgulamaya başlamalıyız efendim; laiklerin bilinçaltına (laik tanımı da anlam değiştirdi ya neyse) sanki bütün dindarlar Atatürk'ü sevmez, ulus devleti korumaz g... Devamı